Yazılar

Felsefe Metinlerini Okumak

Bu metin FKSD Akademia Atölyesi kapsamında atölyede irdelenen felsefe metinleri öncesinde, katılımcıların felsefe metinlerini okuma esnasında dikkat etmesi gereken başat hususlara ilişkin bir kılavuz işlevi görmesi amacıyla hazırlanmıştır. Akademia’nın birinci bölümü için hazırlanan metin ilk olarak Kasım 2014 tarihinde kaleme alınmış daha sonrasında Ekim 2018’de gözden geçirilerek yeniden düzenlenmiştir. Metin, atölye katılımcıları dışında FKSD’ye başvuran bazı üniversitelerin felsefe topluluklarıyla da paylaşılmıştır. Katılımcıların yanı sıra söz konusu topluluklardan alınan olumlu dönüşler sonucunda metnin FKSD internet sitesinde de paylaşılarak genel erişime açılması uygun görülmüştür. Metin atölye koordinatörü ve FKSD Yönetim Kurulu Başkanı Ali Apaydın tarafından yazılmıştır.

  • Uyarı: Bu içerik FKSD bünyesinde üretilmiş özel bir içerik olup telif hakları kapsamında korunmaktadır. Metnin telifi yazarına aittir. Yazardan yazılı izin alınmadığı sürece, metnin başka bir sitede ya da basılı bir yayın organında kullanılması yasaktır. Tanıtım amaçlı yapılacak kısa alıntılarda site isminin ve bu sayfaya ait linkin tam olarak belirtilmesi zorunludur.

Metnin İncelenmesi

Başat Kavramları Saptama

Bir felsefe metnini verimli bir şekilde okuyabilmek için, ilk olarak metindeki kavramların mümkün olan en eksiksiz şekilde saptanması gerekir.  Kuşkusuz bunun için ilgili kavramlara ilişkin ansiklopedik bir tarama yapmak pek de doğru bir hazırlık süreci değildir. Bunun yerine daha çok kavramların metin içindeki ilişkilerinin belirlenmesi noktasında titiz bir çaba sarf edilmelidir. Filozofların yazdığı metinlerde geçen kavramlara ilişkin çok fazla sayıda makale, tez vb yazıların olduğu göz önüne alındığında bu çaba ürkütücü gelebilir. Ancak burada söz konusu olan metindeki kavramların bizzat okuyucu tarafından saptanmasıdır –o metne ilişkin farklı filozof ya da yazarlarca yapılan saptamalar üzerinden bir veri yığınının içinde kaybolmamak gerekiyor. Bu sebepten, bir felsefe metnini okumak demek, öncelikli ve esas olarak yalnızca o metni okumak demektir –o metin üzerine yazılanlarla birlikte o metni okumak ilk aşamada çok da verimli bir yöntem değildir!

Okuma sürecinde gözünüze ilk çarpan kavramlar çoklukla ilginizi çeken konulara ilişkin kavramlar olacaktır kuşkusuz. Fakat sizin ilginizi çeken kavramlarla, filozofun üzerinde durduğu konuya ilişkin tercih ettiği kavramlar çoklukla çok farklı haritalarda kendilerine yer bulurlar. Dahası aynı haritada yer alsalar bile, çok farklı bölgelere yerleşmekte ısrar edebilirler yine de –ki esasen sıklıkla da böyle olur! Bu sebepten, kavramları saptamadan önce filozofun odaklandığı konuyu derhal belirlemek gerekiyor. Felsefe metinlerinde odaklanılan konuyu belirlemek ise bir hayli kolaydır[1]. Çünkü filozofların büyük çoğunluğu eserlerinde hangi konuyla meşgul olduklarını bir an evvel söyleme eğilimi gösterirler. Öyle ki, bu durum, hiç vakit kaybetmeden metnin başında dile getirilir genelde –hatta çoklukla eserin başlığında bile açıklıkla ifade edilir.

Bununla birlikte filozofun ele aldığı konuyu işlemek için seçtiği kavramlar, o konuya ilişkin pek çok insanın aklına gelen ilk kavramlardan genellikle ve özellikle farklıdır. Bu noktada şöyle bir benzetme yapılabilir: bir felsefe metni bir tür mimari yapıya benzer, okuma süreci de bu mimari yapının tüm odalarını tek tek gezmeye. Fakat bu yapının hem giriş hem de içindeki her bir odanın kapısı özenle kilitlenmiştir. Şu halde okuyucu, farklı kavramları metinde seçebildiği an, o metnin giriş kapısını açabilecek demektir –çünkü filozoflar size kapıyı doğrudan bir şekilde genellikle açmazlar, denebilir ki, önce sadece binaya işaret etmekle yetinirler, daha sonrasında ise söz konusu binayı gezme iştahınıza göre size gerekli kapıları açmak için birer birer anahtar dağıtırlar –yani yeni yeni kavramlar sunarlar zihinlerinize[2].

Kavramlar Arasındaki İlişkileri Saptama

Felsefe metinlerinde anahtar kavramlar, belirli bir düşünme biçimiyle sıkı bir ilişki içinde işlenir. Bu yüzden metindeki hangi kavramın, hangi düşünme biçimine işaret ettiğini, bu düşünme biçiminin ne tür sayıltıları esas aldığını, hangi ön koşullarla hareket ettiğini, ne koşullarda işler olduğunu ve hangi aşamaları barındırdığını saptamak esas amaçtır. Tüm bunlar ne ölçüde yapılabilirse söz konusu metnin incelenme süreci de o ölçüde tamamlanmış olur. Fakat bir bütün olarak bu süreci bitirme yanılgısına düşmemek de büyük önem taşır[3].

Felsefe Metinlerinin İrdelenmesi

Söz konusu olan bir felsefe metniyse ya da bir metin felsefi bir şekilde ele alınacaksa, esas olan incelemek değil irdelemektir. Bu bağlamda bu iki kavram arasındaki farklılıktan haberdar olmak önemlidir.

İncelemek, bir metni özenli bir şekilde anlamaya yönelen bir etkinliktir; irdelemek ise incelemenin tüm unsurlarını içinde barındırmakla birlikte fazladan bir çabayı da gerektirir: ilgili metnin eleştirilebilecek tüm unsurlarını da anlamak ve metne yönelik olası bir değerlendirme öncesinde metnin tüm bileşenlerini düzenli bir veri olarak erişilebilir bir yerde tutmak.

Bu esas göz önüne alındığında irdelemenin yazılı bir şekilde yapılması gerektiği açıktır. Şöyle denebilir: inceleme metne ilişkin alınan dağınık notları ifade ederken, irdeleme bu dağınık notların bir bütün olarak düzenlenmiş halini ifade eder. Bununla birlikte burada dikkat edilmesi gereken, irdelemenin bir metin üzerine bir makale ya da tez yazmak olmadığıdır: irdeleme, yalnızca okunan metne yönelik bir yeniden hatırlama ve anlama kılavuzu işlevi görmekle mükelleftir –o metne yönelik bir eleştiriyi dile getirmekle değil.

İrdeleme esnasında metinde öne sürülen düşüncelerin, zihninizde bazı metinleri, yazarları ve hatta kişisel deneyim ve gözlemlerinizi yansıtması çok olası ve doğaldır –çünkü filozoflar en derin felsefe sorunlarıyla bile meşgulken, yine de oldukça yaşamsal konulardan söz ederler çoklukla. Bu noktada, filozofun kullandığı kavramları tanımlayış biçimini ve bu tanımlama biçimini her kavrama aynı şekilde uygulayıp uygulamadığına ilişkin özenli notlar almak anlamlıdır. Esasen birçok filozof, yani filozofların birkaçı dışında hemen hepsi, kavramlara ilişkin ortak bir tanımlama biçimi geliştirmeyi amaçlar –fakat çoklukla bu amacı en az bir kez ve çoklukla da çok kritik bir kavramın tanımlanmasında ıskalar. İşte bu durumu gözlemleyebilmek bir filozofun argümanlarına ilişkin geliştirilebilecek bir eleştirinin çıkış noktası olarak kendini sunabilir size –şayet titiz bir okuyucuysanız elbette. Sözgelimi, …[4]

İncelemenin aksine, irdelemede kendi kişisel yaklaşımlarınızı ortaya koymaktan çekinmeniz gerekmez –fakat bunu ilgili metnin incelemesini özenli bir şekilde tamamladıktan sonra gerçekleştirmeniz gerekir. Aksi takdirde, incelemeyi ıskalayan aceleci bir irdeleme, süratle ucuz bir eleştiriye ve aynı süratle ucuz bir benimseyiş ya da fanatik bir savunuya dönüşür ki, bu bir okuyucunun asla düşmemesi gereken tam bir aptallık durumudur –ki burada kullanılan “aptallık” kavramı bir hakaretin değil açık bir gerçekliğin ifadesidir. Sözgelimi, …[5]

İrdeleme Esnasında Kaçınılması Gereken Hatalar

Şu halde irdeleme esnasında kaçınılması gereken ciddi hataların olduğunu belirtmek gerekir. Belki de bir öneri olarak bunların belli başlılarını sıralamak atölye öncesinde sizlere yardımcı olabilir kanaatindeyim[6].

  • Metni okurken, hangi argümanları kabul edip, hangilerini reddetmeliyim gibi bir yaklaşımdan kati suretle uzak durulmalıdır. Çünkü felsefe özgür bir zihnin ürünüdür. Bu yüzden felsefe metinlerine özgürce yaklaşmak esastır. Kendi dünya görüşünüzü, ideolojinizi, zihinsel yaklaşımlarınızı, deneyimlerinizi ya da bu ve benzeri şeylere her ne diyorsanız, bunları onaylayıp, onaylamayan argümanların araştırmasına girişmek asla özgür bir okuma tutumu değildir –aksine kendi fikirlerine yönelik geçirimsiz cümleler arayan fanatik bir yaklaşımdır bu. Bu noktada bu tutumla Türkiye özelinde çok fazla karşılaşıldığını belirtmem gerekiyor; çünkü Türkiye özelinde felsefeyle ilk tanışma anlarımız çoğunlukla siyasi bir yaklaşım ya da bir sanat dalının bizi sürüklediği soru ya da sorunlar tarafından önceleniyor. Fakat esas olan, siyasetten felsefeye ya da sanattan felsefeye bir geçiş değil, felsefeden sanata ya da siyasete bir geçiş yapmaktır. Bu durumu felsefeyle öncelenmeyen siyasi ya da sanatsal yaklaşımlara ne denli kolay bir şekilde itiraz edebildiğinizi düşünerek bizzat fark edebilirsiniz.
  • Metindeki kavramlar arasındaki ilişkileri belirlerken, hangi kavramların seçilip hangilerinin seçilmemesini belirlemedeki dikkat gibi, hangi tür ilişkilerin seçilip hangi tür ilişkilerin seçilmemesi gerektiğini belirlemede de dikkatli olunmalıdır. Bu noktada sıklıkla yapılan hata ise, metindeki kavramların işlenen konu dışında bir ilişkiye zorlanmasıdır. Bu da, çoklukla yanlış sözcük mutabakatı üzerine kurulu bir hatadır. Filozofun argümanlarına atıfta bulunan, fakat doğrudan metinde geçmeyen ya metinde üzerinde çok da durulmayan fakat yine de konu açısından büyük önem taşıyan kavramları irdelerken, bu kavramların diğer kavramlarla ilişkilendirilmesini çok titiz bir şekilde yapmak gerekir. Bunun için öncelikle söz konusu ilişkinin hiçbir şekilde keyfiyet barındırmamasına ve böyle bir kavram için kullanılan sözcüğün anlam içeriğinin konu özelinden dışarıya taşmamasına çok dikkat edilmelidir. Çünkü gerekçesiz bir ilişki konudan sapıp yanlış ve ilgisiz sokaklara –çoklukla da çıkmaz sokaklara sapmanıza neden olurken, sözcüğün anlam içeriğinin konu özelinin dışındaki alanlarla karıştırılması okunan metinde ele alınan konuyu unutmanıza bile sebep olabilir. Sözgelimi, …[7]
  • Metinde ele alınan konuyla ilişkilendirilebilecek başka konuları sadece bir dipnot düzeyinde tutmak önemlidir. Kuşkusuz her konu şu ya da bu şekilde pek çok yan konuyu ve çoğunlukla da çok önemli yan konuları barındırır içinde. Fakat filozoflar –hiç olmazsa tarihte dönüm noktaları olarak anılanları ana yolda ilerleme konusunda ısrarlıdır. Çünkü bir filozof en önemli konuya değil, en öncelikli olan konuya odaklanır genellikle –çünkü argümanlarla yol alan felsefi düşünme etkinliği, önem sıralaması değil, öncelik ve sonralık sıralaması üzerine kuruludur. Bu hassas farklılık, bir bakıma felsefeye, felsefece düşünmeye ya da felsefe metinlerini anlamadaki temel güçlüğe de işaret eder. Çünkü yaygın olan düşünme biçimleri önceliğe değil, öneme odaklanır ki, bu da yeterli argümandan yoksun çok sorunlu düşüncelerin ortaya çıkmasına sebep verir. Fakat felsefede söz konusu olan önem değil önceliktir ve bunu asla unutmamak gerekir. Sözgelimi, …[8]
  • Alınan notlarda alıntı yapmak önemlidir, fakat çok fazla sayıda yapılan alıntı, bir inceleme ve irdeleme değil bir tekrar etmeye işaret eder. Şunu dikkatten kaçırmamak gerekiyor: bir metni okumak, iki boyutlu bir etkinliktir, ilki fiziksel okumadır ki, “okumak” dendiğinde anlaşılan şeyin kuşkusuz ki bu olmaması gerekir. Şöyle denebilir: gerçek anlamda okumak, bir metinle kurulan ilişkiyi düzgün bir şekilde biçimlendirmek ve yönetmekten geçer. Yani düzenli notlar, düzenli ifadelerle şekillendirilen bağlantılar, mümkünse bir şema vb her hususun fiziksel okuma sürecine eş zamanlı olarak eşlik etmesi yerinde olacaktır. Çoğu insan okurken, metinde ilgisini çeken ifadelerin altını çizme eğilimi gösterir, daha sonra da altını çizdiği bu ifadeleri özenli bir şekilde yazıya aktarır –esasen genellikle bu aktarma işlemi çoğu zaman hiç yapılmaz ve bu yüzden atölye esnasında “Ama metinde öyle denmiyordu, şöyle deniyordu… altını çizmiştim… bir saniye… şimdi bulacağım” vb gibi oldukça verimsiz bir diyalog trafiği ortaya çıkabilir –ki çoklukla da çıkar. Bu ve benzeri durumların önüne geçmek için şu iki öneriyi de dikkate almanızda fayda var diye düşünüyorum:
    1. Altını çizmek yerine doğrudan altını çizme gereği duyduğunuz ifadeleri, hangi gerekçeyle not alma gereğini duyduğunuzu da belirterek bir yere kaydedin. Bu şekilde davranmak, bir felsefe metninin yoğun anlam içeriği göz önüne alındığında dikkatinizi çeken ifadelerin niçin dikkatinizi çektiğini unutmanızın önüne geçmekte işinizi oldukça kolaylaştıracaktır.
    2. Filozofun metninde yaptığı bölümlemelere göre mutlaka siz de notlarınızı bölümleyin. Hangi ifadeyi hangi gerekçeyle, eserdeki hangi bölümden kaydettiğinizi görmeniz, benzer ifadelerin başka bölümlerde karşınıza çıktığında aralarındaki bağlantıları görebilmenizi oldukça kolaylaştıracaktır. Çünkü filozoflar aynı kavrama, aynı konuya tekrar tekrar dönme eğilimi göstermekten kaçınmazlar, çünkü ilgili kavram ya da konuya her geri dönüşte, yeni bir ekleme, ayrıntı ve hatta yepyeni bir kavramla ilişkilendirme gibi tavırlar sergilerler genelde, ki bu yaptıkları argümantasyonu güçlendirme işlevi görür. Sizin de bunları mümkün olduğunca kaçırmadan takip edebilmenizin yolu, notlarınızı bölümlemekten ve bölümlenmiş notlar arasındaki bağlantıları görebilmenizden geçer.

Metnin Değerlendirilmesi

Bir metnin inceleme ve irdelemesi, büyük ölçüde o metne eleştirel gözlerle bakabilmek için yapılan bir ön hazırlığa karşılık gelir. Ve söz konusu olan bir felsefe metniyse, bu metinle eleştirel bir şekilde ilişkiye girmek esastır. Bu noktada çok yaygın bir hatadan sakınmak yerinde olacaktır. Herhangi bir metinle ilişkiye girerken o metni anlamaya değil, o metinle yaşamaya odaklanmak gerekir. Sıklıkla felsefeyle yeni tanışan insanlar, felsefe metinlerini anlamak konusunda çok zorlandıklarından ve bu yüzden de metinleri okumayı sürdüremediklerinden söz ederler. Fakat her tür pedagoji merdiveninde, anlamak okuma sürecinin ilk basamağı değil, aksine bir hayli yukarılarda bulunan bir basamaktır. Burada karıştırılan husus, yeni bir metinle –ki felsefe metinlerinde yeni bir düşünme biçimiyle demektir bu– tanışmanın verdiği güçlüğün anlama sürecine transfer edilmesidir.

Elbette yeni bir metinle, yeni bir düşünme biçimiyle tanışmak ilk aşamada pek çok güçlüğü barındırır içinde. Her şeyden önce terminolojik olarak vakıf olmadığınız, hatta pek doğal bir şekilde hemen hiç kullanmadığınız pek çok kavramla karşı karşıya kalırsınız ilk anda –ve bu oldukça zorlayıcı bir durumdur. Dahası pek aşina olduğunuz kavramların, hiç aşina olmadığınız bir şekilde kullanıldığını görmek de ayrı bir zorluk olarak çıkar önünüze. Bununla birlikte bu gibi güçlüklere işaret eden tüm durumlar, altı üstü bir tür entelektüel donanım eksikliğinin doğurduğu güçlüklerden başka bir şey değildir –ve asla göz ardı edilmemesi gereken de budur: çünkü entelektüel bir etkinlikte giderilmesi en kolay eksiklik de donanım eksikliğinden başka bir şey değildir. Atölye boyunca ya da kişisel yaşamınızda felsefe metinlerini okudukça ve ısrarla okumaya devam ettikçe, kuşkusuz ki belirli bir aşamadan sonra, bu türden güçlüklerin hepsinin üstesinden gelebilir duruma süratli bir şekilde eriştiğinizi rahatlıkla fark edeceksinizdir. Bu yüzden bu atölyede başat felsefe metinleriyle tanışmanız öncelikli amacımızdır. Bu metinleri okudukça hem eksikliğinden dolayı güçlükler içinde kaldığınız donanımınızı artırma noktasında önemli kazanımlar elde edecek, hem de elde edeceğiniz donanımla birlikte en çok çekinilen güçlüğü bertaraf etmiş olacaksınız. Fakat bunun için hatırı sayılır bir zaman gerektiğini asla unutmayın…

Eleştirel bir yaklaşım, özgün bir yaklaşımda kendini somutlar. Özgün bir bakış açısı sergileyebilmek için de filozofun ele aldığı konuyu, bu konuya ilişkin meşgul olduğu soruları, şayet çok başat bir filozofsa, konuya ilişkin ortaya çıkardığı yepyeni soruları bir bütün olarak olmasa bile temel bağlantılar düzeyinde yakalayabilmeniz elzemdir. Ki bunu yakalamanın yolu da, inceleme ve irdeleme aşamalarını titizlikle gerçekleştirmekten geçer. Fakat yine de çok iyi yapılmış bir inceleme ve irdeleme kendi kendine eleştirel bir bakış açısını ortaya çıkarmaya yetmeyecektir. Eleştirel ve özgün olabilmeniz için, zihninizi cesur bir şekilde kullanmanız gerekir –fakat asla bir aptalın yersiz ataklığı içindeki bir cesaret ya da bir cahilin aceleci bir analiz ve yargı cümleleriyle yakaladığını sandığı gevşek ve sevimsiz bir cesaret olmamalıdır bu. Eleştirinizde özgün olabilmeniz için, deyim yerindeyse, cesaretinizin ayakları yere çok sıkı bir şekilde basmalıdır. Bu yüzden bu süreç doğal olarak çok riskli bir süreçtir, şu halde cesaretinizi kendinizden gerçekten –ama sözcüğün en kuşatıcı anlamıyla gerçekten– emin olduğunuz bir noktada kullanıma sokmanızı önerebilirim sizlere, yoksa ciddi sorunların kapınızı çalması neredeyse kaçınılmaz olacaktır.

Bu riskli süreci doğru bir şekilde yaşayabilmek için de şu önerilerde bulunabilirim:

Aceleci olmayın. Ve aceleci olmamanız gerektiğinizi kendinize sık sık hatırlatın.

Metne yönelik değerlendirmelerinizi “Bana göre,”, “Bence” gibi ifadelerle kısıtlamayın. Unutmayın, felsefede tek gerçek “ben”, her durumda evrensel olması gereken bir “ben”dir. Bu yüzden, bu tip ifadeleri kullanarak, dile getirdiğiniz argümanların kolay bir şekilde yanlışlanabilir olduğunu peşinen ve derhal kabul etmiş oluyorsunuz demektir –ve dahası doğallıkla bu argümanlarınızı hakkıyla değil, aceleci ve savsak bir şekilde kurguladığınızı da hem kendinize (ki önemli olanı da burasıdır) hem de muhataplarınıza açıklıkla itiraf ediyorsunuz demektir[9]. Unutmayın, iyi bir argüman zinciriyle işlenmiş düşünceler asla “Bence,” “Bana göre,” … falan demez!

Kişisel deneyimleriniz üzerine kurulu bir düşünceden mümkünse asla beslenmeyin –en azından böyle bir beslenme kaynağını kullanmak için kendinizi ciddi bir filozof olarak duyumsayana kadar bekleyin! Sözgelimi ölüm kavramı üzerine bir metinde, sizi çok etkilemiş olan bir ölüm vakasını yaşamış olabilirsiniz ve bu vakada elde ettiğiniz deneyimlerinizin kişiliğiniz üzerinde çok önemli etkileri bulunuyor olabilir. Doğal olarak metne yönelik bir değerlendirmede zihninizde hemen bu kişisel deneyiminize yönelik düşünceler belirecektir. Fakat felsefi bir metin deneyimler değil argümanlar üzerine kurulu bir metindir. Ve bu argüman zincirini desteklemek ya da bu zincire karşı çıkmak için takip edilebilecek tek yol yine yeni bir argüman zinciri oluşturmaktır. Bu noktada söz konusu olan bir konuyu derinlikli bir şekilde düşünmek, yani felsefe yapmak olduğunda şunu asla unutmamak gerekir: bir deneyimden elde edilen en samimi düşünceler bile asla bir argüman zincirinin yerini tutmaz! Samimiyet eylemlerimiz ve davranışlarımız üzerinde bir kriter olarak büyük değer taşır; fakat bir düşünme etkinliğindeki kriterler geçerlilik ya da geçersizliktir –samimi olma ya da olmama durumu değil!  Kişisel deneyiminizi çok samimi bir şekilde aktardığınızda, hatta bu sayede diğer insanlar üzerinde çok samimi bir etki uyandırmayı başardığınızda bile, geçerli bir argüman zincirine yönelik bir erişim sağlamış olmadığınızı asla unutmayınız… Bu hususla ilgili birkaç ek öneri daha sunabilirim:

  • Atölyede kendiniz hakkında bir değerlendirmede bulunmayınız.
  • Kendiniz hakkında bir değerlendirmede bulunmamakla yetinmeyip, kendiniz için de bir değerlendirmede bulunmayınız.
  • Bir konuya ilişkin özel bir deneyim yaşamış olmak, o konu hakkında sizin daha geçerli argümanlara sahip olduğunuz anlamına gelmez. Yaşamış olmak, anlamış olmak demek değildir. Sakın, “Bunu yaşamadan anlayamazsınız” gibi yaklaşımlar içeren ifadeler kullanmayın –çünkü bu tür yaklaşımlar felsefece düşünmeye ilişkin istisnasız her kapıyı kapatmak dışında hiçbir anlam ifade etmez. Ve felsefece düşünmeye ilişkin her kapıyı kapatan bir yaklaşımı bir felsefe atölyesinde sergilemek yakışık olmayandan çok daha vahim bir durumdur!

Bu konuda halen bir direnç gösteriyor ve kişisel deneyimlerinizin, bir konuyu anlama noktasında büyük önem taşıdığını şu ya da bu şekilde kabul etme eğilimi gösteriyorsanız şayet, sizin yaşadığınız bir durumu, o durumu hiç yaşamamış olan bir yazarın niye sizden çok daha iyi bir şekilde ifade edebildiği üzerine düşünmenizi önerebilirim ayrıca ve son olarak bu özel deneyiminizi dile getirdiğiniz an, sizden daha özel bir deneyime sahip birisiyle muhatap olabileceğinizi hatırlatmak isterim her durumda. En nihayetinde de böyle bir yaklaşımla bir felsefe atölyesinden pek de bir verim alamayacağınızın açık olduğunu açıklıkla belirtmek gerekiyor elbette…

Bir Eleştiri Metni Yazma

Okuduğunuz bir esere ilişkin, okuma sürecini hakkıyla tamamlayacak olan en anlamlı faaliyet o metin üzerine eleştirel bir metin kaleme almaktır. Bunun zorluklarından daha önce söz ettim. Fakat tüm zorluklara rağmen bu, çekincesizce yapılması gereken bir etkinliktir.

Şöyle denebilir: bir eleştiri metni yazmak, düzenli bir düşünme eylemi gerçekleştirmektir. Düzenli bir düşünme eylemi de felsefe yapmak demektir. Zaten felsefenin tarihsel seyri de bunu doğrular –her filozof bir başka filozofun, ya da daha doğru bir ifadeyle belli bir düşünme biçiminin eleştirisiyle kendi felsefesini şekillendirir.

Fakat yazmak pek çok kişi için ürkütücü bir serüvendir. Ancak felsefeyle kurulabilecek sağlıklı bir ilişkinin yolu için de, şayet bir Sokrates değilseniz, pek olanaklı olmasa gerek. Şu önerilerde bulunabilirim:

  • Öncelikle düzgün bir eleştiri metni yazmanın asla erişilemez bir ideal olduğunu düşünmeyin… Yazmanın sadece bazı istisnai zihinlere bahşedilen bir tür üst yeti olduğunu da asla düşünmeyin.
  • Yazmanın en iyi yolu, etkin bir şekilde sürekli yazarak hareket etmekten geçer. Bunun için sürekli notlar alın, mümkünse düşünsel serüveninizi bir tür özel günlük şeklinde kaydedin daima. Okuduğunuz metinler, sizde ne gibi düşüncelere sebebiyet veriyor, nasıl güçlükler içinde kalıyorsunuz, hangi kavramı ve/veya konuyu irdelemekte zorlanıyorsunuz vb gibi hususları bu özel günlüğünüzde tartışabilirsiniz.
  • Düzenli olarak felsefe metinleri okuyun. Ve en başta belirtildiği gibi doğrudan filozoflarca kaleme alınan metinleri okumaya dikkat edin.
  • Bir felsefe metni yazmak için felsefe hakkında kapsamlı bir bilgiye ulaşmayı beklemeniz gerekmez. Bu tutum, hem ciddi bir zaman kaybına yol açar, hem de sürekli bir erteleme zihniyeti içinde kalmanıza sebebiyet verir. Bununla birlikte yazacağınız her metin, sahip olduğunuz malzeme üzerine kurulu olmalıdır. Bu yüzden yazdığınız metinleri düzenli olarak gözden geçirin –özellikle yayımlatmak gibi bir aşamaya geldiyseniz muhakkak suretle gözden geçirin ve gerekli düzeltmeleri, ekleme ve çıkarmaları yapın. Yayımlanmış bir metnin, artık sizden bağımsız bir varoluş kazanacağını asla unutmayın.
  • Yazmak, daima tam konsantrasyonda yapılması gereken bir eylemdir. Kullandığınız her sözcüğü, her cümleyi tekrar tekrar sorgulamaktan çekinmeyin.

Bu temel önerilerden sonra daha teknik hususlarda da takip eden başlıklara dikkat etmenizi öneririm.

Konuya İlişkin Soru Seçimi

Felsefede bir konu bir sorunun açımlanması –en ileri düzeyde de o konuya ilişkin yeni bir soru geliştirilmesi üzerine kuruludur. Bu yüzden metne sorularla başlamak anlamlıdır. Konuya hangi soruyla yaklaştığınızı, soru dizinizi nasıl bir izlekle kurgulamanız gerektiğini belirlemek için temel olarak şu dört soru biçimini gözden geçirebilirsiniz:

“Evet/Hayır” ekseni üzerine kurulu sorular

En basit soru türüdür. Metni okuyan insanı bir seçim yapmaya zorlamak için sürekli iki seçenek sunar ve bir tercih yapılması gerektiğini vurgularsınız ısrarla. Ve metnin içinde kendi seçiminizi de belirterek, bu seçiminizi diğer seçeneğin kabul edilemez olduğu iddiası üzerine kurgularsınız.

Bu yönde bir metin kaleme almaya başladığınızda, ele aldığınız konuya ilişkin sorduğunuz sorunun daima iki olası yaklaşıma izin verdiğini unutmamanız gerekir. Bu yüzden metninizi bu iki yaklaşımı sürekli olarak karşılaştırma içinde yürütmeniz gerekmektedir.

“Bu ya da Şu ya da O” ekseni üzerine kurulu sorular

Bir seçenek varyantı oluşturan sorulardır. Öyle ki, bu seçeneklerin tümünün onaylanması ya da dışlanmasını da içinde barındırırlar. Metnin kurgusu, tüm seçenekler arasından hangisinin ya da hangilerinin seçilebilir olduğunu belirlemeye dayanır. Konuya böyle bir soruyla yaklaşmak, tüm seçenekleri gündeme taşımak olduğu için, kapsamlı bir metin kaleme almayı düşünmüyorsanız verimsiz bir sonuç verir. Nitekim bu tür sorularla metinlerini oluşturmayı seçen yazarların bir kısmı mümkün olan en eksiksiz eseri oluşturmak gibi bir amaca yönelerek aşırı hacimli kitaplar yazarlar. Bu denli yoğun bir araştırma konusunda iştahı ya da vakti olmayan ama yine de tüm seçenekleri ıskalamak istemeyen bazı yazarlar ise bir tür sınıflama yaparak seçeneklere kümeler halinde yaklaşmaya çalışırlar. Bu noktada şunu hatırınızda tutmanızda fayda olduğu kanaatindeyim: sadece bir dergide yayımlanacak düzeyde bir metin kaleme alacak ve konuya bu tür bir soruyla yaklaşmayı tercih edecekseniz şayet, iki ana küme oluşturmanız yerinde olacaktır –böylece işinizi kolaylaştırmak için yine bir “Evet/Hayır” sorusuna indirgeyebilirsiniz konuyu. Şayet tüm seçenekleri iki kümede toplayamıyorsanız ve yazma konusunda da yüksek bir rahatlık içinde hareket edebilir durumda değilseniz henüz, bu tür bir sorunun üzerine metninizi asla kurgulamamanızı öneririm.

“Neden, Niçin, Nasıl …” ekseninde bulunan sorular

Birden fazla yaklaşıma izin veren ve birden fazla yaklaşımın kabul edilebilir olduğunu belirten sorulardır. “Bu ya da Şu ya O” türü sorulardan farklı olarak, burada her tür seçenek arasından hangisinin ya da hangilerinin seçilmesi gerektiği üzerine değil, kabul edilebilir seçenekler oluşturmak üzerine kurulu bir metin esastır. Yani konuya bu tür bir soruyla yaklaşıyorsanız, mutlak suretle öneri ya da öneriler sunmakla mükellefsiniz demektir ki, bu da size göreli bir tavırdan uzak durmanız gerektiğini belirtir.

“Nedir?” sorusu

En zor soru türüdür. Esas olarak felsefenin temel sorusu olup her tür konuya ilişkin felsefi bakışı ifade eder. Bu yönde bir soruyla metninizi kurgulamak istediğinizde derhal savınızı ortaya atmak ve onu kapsamlı bir argüman zinciriyle doğrulamak zorundasınızdır. Ki hemen hemen her başat filozof da bu tür bir soruyla meşgul olur ve metnine derhal savını dile getirerek başlar çoklukla. Bununla birlikte günümüzde pek çok metnin ilk alt başlığı çok yersiz bir şekilde genelde bu tür bir soruyla başlar ve oldukça verimsiz –hatta deyim yerindeyse ucuz, kaçamak bir tanımlama cümlesi ya da cümleleriyle bu soru geçiştirilir. Nedir? sorusunu bu şekilde kullanmaktan kaçınmak gerekir elbette, çünkü bu sorunun esası ilgili konuya ilişkin hızlı bir tanıtıma değil, titiz bir argüman zincirine işaret eder.

Soru seçimlerinizin önemine ilişkin bir son not: Konuya hangi soru biçimiyle yaklaşacağınızı belirlemenin metninizi ne şekilde kurgulayacağınız yönünde çok önemli bir kolaylık sağlayacağını asla unutmayın. Ve soru biçiminizi belirlemeden yazmaya asla başlamayın.

Sözcüklerin Tanımlanması

Bir konuyu ele almak, o konuya ilişkin seçtiğimiz sözcüklere anlamlar yüklemek demektir. Bir sözcüğe yüklenen anlam da, belirli bir kesinlik içermesiyle ayırt edilebilir ancak. Nitekim yapılan bu işleme tanımlama denir. Tanımlama da bir sözcüğü diğer sözcüklerden –bilhassa ilk anda aynı anlam içeriğini çağrıştıran benzer sözcüklerden– özenle ayırmak demektir. Bu nedenle, konuya başlarken sözcüklere yüklediğiniz anlamları mümkün olan en açık şekilde belirtmeniz yerinde olacaktır. Bunun için dikkat etmeniz gereken ise, sözcüklerin anlamlarını genelleştirmekten kaçınmaktır –aksine onları özelleştirmeniz gerekmektedir.

Bununla birlikte sözcükleri tanımlamak demek onları yaygın kullanımlarından koparmak demek değildir. Aksine onların yaygın kullanımlarının içinde örtük, özsel ya da felsefi yaklaşımınıza göre esas şekilde bulunan “gerçek anlamları”na doğru “geri taşımak” demektir. Daha tanıdık bir ifadeyle belirtmem gerekirse, bir sözcüğü tanımlamak demek felsefe metinlerinde büyük bir önem taşıyan kavramsallaştı yapmak demektir.

Yazma konusunda ilk deneyimlerinizi yaşarken, bir sözcüğü etkili bir şekilde tanımlayabilmek için, o sözcüğe eşlik edebilecek komşu sözcükler bulmanız size yardımcı olabilecektir. Sözgelimi “evrensel” sözcüğünü tanımlamak için, “ortak” sözcüğünü kullanıma sokmak gibi… İlerleyen aşamalarda ise bir sözcüğü tanımlamak için çok daha titiz hareket etmeniz gerekecektir -çünkü felsefe yapmanın en kilit noktalarından biridir bu husus.

Metnin Bölümlenmesi

Konuya ilişkin temel yaklaşımınızı –yani soru biçiminizi– ve sözcük seçimlerinize paralel olarak tanımlamalarınızı belirledikten sonra, bir metni geliştirmenin en verimli yolu metni bölümlendirmektir. Metni bölümlerken, ele aldığınız konunun hangi noktada yeni bir soruya dönüştüğüne odaklanmak gerekir. Şöyle denebilir: sağlam bir argüman zinciri oluşturabilmeniz demek, metninizdeki her yeni bölümü daha önceki bölümde işlenen sorunun daha iyi biçimlendirilmiş bir haline dönüştürebilmeyi başarmış olmanız demektir.

Elbette bu yeniden biçimlendirmeye çok dikkat etmeniz gerekiyor –çünkü metninizin bir bütün olarak değeri, bu biçimlendirmeleri yapmadaki özeninizin derecesiyle doğru orantılı olarak artacak ya da azalacaktır.

Bu hususa ilişkin ise, ortaya atacağınız tezinize ilişkin de bazı önerilerde bulunmam gerektiğini düşünüyorum. Bunu ayrı bir başlık halinde incelemek gerekiyor.

Tez Ortaya Atmak ve Onu İşlemek

Tez daima açık ve ekonomik bir şekilde ifade edilmelidir. Çünkü tez sadece konuya ilişkin temel düşüncenizi değil, aynı zamanda konuyla hangi sınırlar dâhilinde ilgilendiğinizi belirten bir yapıdır. Bu yapı ne denli karmaşıksa o denli sorunlu bir mimari ortaya çıkar. Bu yüzden tezinizi ifade etme noktasında açık ve ekonomik olmanın dışına asla çıkmayın. Sözgelimi, …[10]

Şöyle denebilir: iyi bir teziniz varsa kötü de olsa bir metin yazabilirsiniz, fakat kötü bir tezle iyi bir metin asla yazamazsınız. Mimari benzetmeye şöyle de devam edilebilir: tez denen şey, metnin temelini teşkil eder; iyi bir temel üzerine kötü bir bina inşa edilebilir, fakat kötü bir temel üzerine ne iyi ne kötü bir bina inşa edilebilir. Ayrıca bu benzetmeyi daha da geliştirmek gerekirse, hiçbir binaya ikinci kattan başlanamayacağı gerçeğini de hatırda tutmakta çok fazla fayda var diye düşünüyorum. Bu noktada çok yaygın olarak karşılaştığım bir yazma hatasından hareketle şu uyarıyı da yapmadan geçemeyeceğim: Metninizde odaklanmanız gereken en son ne diyeceğiniz değil, en başta ne diyeceğinizdir –ve metin bittikten sonra da en son ne dediğiniz değil, en başta ne dediğinizdir esas olan[11].  Çünkü sonra gelen önce geleni hem tamamlamalı hem de doğrulamalıdır –fakat çok ileri düzeyde bir yazma tekniğine vakıf olduğunuzda bu genel izleğe karşı bir metin oluşturma olanaklarınız da bulunmaktadır elbette.

Tezin dile getirilmesi sonrasında onun titiz bir şekilde işlenmesi de gerekir. Bunun için her bölümde tek bir argümanla meşgul olmanız işinizi kolaylaştıracaktır. Bununla birlikte, ileri düzeyde bir yazma tekniğine vakıf olduğunuzda birden fazla argümanı aynı bölümde de ele alabilirsiniz.

Teze ilişkin konu dışı bir alana sapmanız gerekirse şayet (sözgelimi bir örnek vermeniz gerektiğinde ve bu örneğin konu dışı bir açıklamayı da gerektirmesi durumunda) bu sapmayı mümkün olan en kısa şekilde yapmaya ve derhal tezinizin işlenişine geri dönmeye özen gösterin.

Tezin son aşamasında, yani metnin son bölümünde, temel yaklaşımınızı, tezde dile getirdiğiniz iddiayı tamamlamanız gerekir. Artık sadece soruları biçimlendirmek değil, en açık yanıtınızı da vermeniz gereken bir aşamadır bu. Bir başka ifadeyle, son bölüm metni özetlemeniz gereken değil –aksine asla bir özetleme yapmayın!– sadece ele aldığınız konuya ilişkin seçtiğiniz soruyu açık bir biçimde yanıtlamanız gereken bölümdür. Fakat elbette, şayet tezinizi iyi bir şekilde işlemişseniz, bu sonuç sizi başka bir konuya, yani aynı alanda ilgili başka bir soruya da götürebilir –ki kuşkusuz bu da gayet güzel bir final olur.

Yazmada Dikkat Edilmesi Gereken Temel Hususlar

Burada bir hayli çoğaltılabilecek hususlar hakkında kendimce en başat bulduklarımı sıralıyorum sadece…

  • Yazmada en önemli olan şey, düşünme biçiminizin hassasiyeti ve kesinliğidir.
  • Metninizdeki bileşenlerin mantıksal bağları açık bir şekilde fark edilebilir olmalıdır.
  • Felsefe metinleri tekrarlarla, ya da özetlemeyle ilgili değildir. 
  • Felsefe tezleri, felsefi bir kavramın etrafında dönen temel bir argüman ve bu argümanı destekleyen ilave argümanlar üzerine kurulur.
  • Bilgiye dayalı ya da kültürel alıntılara dayalı bir katalog hazırlamakla bir felsefe metni yazmak arasındaki farkı daima dikkate alın. Fakat bu durumun yeri geldiğinde alıntı yapmanıza engel olmadığını da unutmayın.
  • Herhangi bir konu için herhangi bir yazma biçimini kullanamazsanız. Hangi konu için hangi biçimleri kullanabileceğinizi en başta titizlikle düşünün.
  • Kişisel bir gözleminizi metne dâhil etmek için, bunu mutlaka bir örnek etrafında yapınız. Bu örneği kullanma gerekçenizi açıklamalı ve konuyla olan felsefi bağını açıklıkla göstermelisiniz.
  • Yazarken esas olan açık olmaktır. Bunun için daima açıklama yapmanız gerekir. Kısacası bir metin yazıp anlaşılmayı beklemeyin!
  • Başka bir yazarı, bir filozofu ya da düşünceyi hiçbir argüman sunmadan kınamaktan kaçının. Sanki belirli konularda her insan hemfikirdir ya da bu konuda iyi insanlar hemfikirdir vb… gibi bir kanaate sırtınızı dayamayın. Bir yazarın, filozofun ya da bir düşünme biçiminin yanlış olduğunu düşünüyorsanız, bunu göstermekle mükellefsiniz demektir. Bunu gösterirken alay dahi edebilirsiniz fakat argüman kullanmadan olmaz!

Yazmada Dikkat Edilmesi Gereken Biçimsel Hususlar

Bir sözcüğü doğru şekilde yazmaktan, noktalama işaretlerini doğru yerlerde kullanmaktan, özne ve yüklem arasındaki kip uyumunu sağlamaktan en ufak dilbilgisi esasına varıncaya dek her biçimsel hususa özenle dikkat etmek gerekir. Esas şudur: siz dile nasıl davranırsanız dil de size aynı şekilde davranır. Çünkü özensiz bir dil kullanımıyla iyi bir fikri dile getirmek asla mümkün değildir. Özensiz bir şekilde yazmak, özensiz bir şekilde düşünmek demektir. Felsefe ise, her durumda özenli bir şekilde düşünmek demektir. Bu yüzden felsefede kendinizi geliştirebilmeniz için bu özeni göstermeniz gereken yer bizzat dilin kendisidir –ki bu bilhassa yazma konusunda böyledir. Felsefeyle ilgili çoğu insan bir konu hakkında konuşabildiğini ama yazamadığını söyleme eğilimi gösterir –ve bu durumu meşru kılmak için biraz da esprili bir şekilde Sokrates örneğini verir, sanki Sokrates’e ilişkin her şeyi özenle kaleme alınmış eserlerden öğrenmiyormuşuz gibi!

Kısacası, dille olan ilişkinize daima dikkat edin ve bu dikkati daima yazarak geliştirin.

Yazmada Geçiş İfadelerinin Önemi

Sözcüklerin, cümlelerin, paragrafların, bölümlerin hem kendi içlerinde hem birbirleriyle tam bir uyum gösterebilmesi için metnin gramerinde hiçbir hata olmamalıdır. Bu da doğru geçiş ifadeleriyle sağlanabilir ancak. Geçiş ifadeleri yazının tüm kalitesini belirleyen unsurlardır. Argüman zincirinin sürekliliği ve metnin temposu geçiş ifadeleriyle sağlanır.

Metinlerde bir bütün olarak dört farklı geçiş türü vardır:

1. Sözcükler arası geçişler

Bu tür geçişlerin noktalama işaretleri, edatlar, zarflar, bağlaçlar ve çeşitli eklerle sağlandığını bilmeniz ve bunları çok titizlikle kullanmanız gerekir. Bozuk bir sözcüğün, yalnızca kendisini değil tüm cümleyi, hatta bazen tüm metni de bozabileceğini asla unutmayın.

2. Cümleler arası geçişler

Bu tür geçişlerde bir önceki yüklemin kipiyle ilgili uyumu asla gözden kaçırmayın. Birbirine bağlanamayan iki cümle metninizin tümüyle dağılmasına yol açabilir.

3. Paragraflar arası geçişler

Bir önceki paragrafın son fikrine başvurmak en kullanışlı yöntemlerden birisidir. Bu bağlamda, paragraflar arası geçişler, bir bakıma biçim üzerinden içeriğinin de organize edilmesini belirleyen geçişlerdir. Bu yüzden bir paragrafın sonuna geldiğinizde, bir sonrakine nasıl başlayacağınızı daima planlar şekilde olun.

Not: Bu madde paragrafların bir geçiş olmakla birlikte bir durak olma özelliği de dikkate alınarak sadece birbiriyle ilişkili paragraflar için uygulanmalıdır. Çünkü şayet bir paragrafta bir konuyu yeterince noktalamışsanız bir sonraki paragrafta başka bir konuya geçebilirsiniz.

4. Bölümler arası geçişler

Bu bilhassa felsefe metinleri ya da daha genel haliyle akademik metinlerin başarısını belirleyen en üst düzey geçiş türüdür. Bununla birlikte söz konusu olan bir doktora tezi bile olsa eksikliğini en acemi okuyucuların bile derhal fark edebileceği geçişler olmasıyla okuyucu konumunda eksikliğinin gözlemlenmesinin en kolay olduğu geçişlerdir. Bu iki sebepten dolayı da yazma sürecindeki en zor husustur. Şöyle ki, bölümler arası geçişlerde söz konusu olan, bir paragraftan diğer paragrafa geçişte yapıldığı gibi, bir fikrin farklı bir unsuruna değil, birbirini tamamlayan, fakat bununla birlikte ayrı birer yapı olarak da bulunabilecek farklı farklı fikirler olarak da varolabilen fikirlerin bir arada bulunmasını sağlamaktır. Bunun için en baştan söz konusu fikirlerinizin ne ölçüde birbiriyle uyumlu olduğunu teşhis ederek metninize yaklaşmanız işinizi bir nebze olsun kolaylaştırabilir. Metnin Bölümlenmesi başlığı altında belirttiğim, her yeni bölümün yeni bir soruyla meşgul olmak demek olduğunu ya da daha iyisi aynı sorunun yeni bir biçimde kendini göstermesi demek olduğunu belirtmiştim. Bu bağlamda bölümler arasında bir fikirden diğerine geçildiğini unutmamak gerekiyor. Burada en mühim nüans, birbirinden farklı fikirlerin birbirleriyle uyum içinde olmasını sağlamaktır, yani fikirlerinizin homojen değil, heterojen bir bütünlük oluşturması gerekir. Çünkü homojen olsalardı, onları aynı bölümde ele almanız gerekirdi! Ki burada homojen bir bütünlük üzerine kurulu metinlerin, bir felsefe metninden süratle uzaklaşıp, bir ideoloji metnine dönüştüklerini de unutmamak gerekir: çünkü felsefe bir ideoloji olmadığı gibi, felsefe yapmak da bir ideolojinin savunuculuğunu yapmak ya da bir ideoloji inşa etmek değildir. 

Bu yüzden daima, ele alacağınız konu hakkında birbirleriyle uyumlu fikirlere sahip olup olmadığını özenle belirlemeniz gerekir. Şayet sadece homojen fikirlere sahipseniz, bu sizi bir felsefe metni –bilhassa bir felsefe kitabı– yazmaktan çok uzaklaştıracaktır. Çünkü filozoflar homojen fikirlere sahip insanlar değil, birbirleriyle uyum içinde olan fikirlere sahip insanlardır. Bir başka ifadeyle, filozof olmak demek, homojen fikirler geliştirmek demek değil, fikirler arasında heterojen bir uyum sağlayabilmek demektir.

Yazma Eyleminin Esası: Planlama

Yazma eylemini gerçekleştirirken önce neyi, daha sonra neyi ve en sonunda neyi yazacağınızı belirten bir planınızın olması gerekir. Çünkü yazmak planlı yapılması gereken bir eylemdir. Bir plan ise öncelik-sonralık trafiğini belirten bir iş takvimi oluşturmak demektir.

Bu metinde, buraya kadar sözünü ettiğim hususlar bir planlamanın iskeletini teşkil ediyorsa şayet, bundan sonrası bu iskeleti canlandırmak için dikkat edilmesi gereken hususlara işaret etmektedir.

Esasen yazma eylemi, pek çok farklı şekilde gerçekleştirilebilir. Bu yüzden yazmak söz konusu olduğunda da pek çok farklı yöntem kullanılabilir. Bu noktada, benim burada sözünü edeceğim iki yöntem, kendi adıma oldukça elverişli olarak bulduğum yöntemler olup, sadece birer öneri niteliğini taşımaktadır bir bakıma. Yani, elbette ki, sizler kendinize ait daha elverişli yöntemler de bulabilir ve bunları da kullanabilirsiniz…

Basamaklayarak Yazmak… Burada basamaklamayı, yazının önce neresinden başlayacağınızı ve daha sonra hangi aşamayı yazacağınızı sıralamak anlamında kullanıyorum. Çünkü yazma eyleminin okunduğu gibi bir sırayla yapıldığı gibi çok yaygın bir yanılgı söz konusudur çoğu kişi de. Fakat pek çok yazı, okunduğu sırayla kaleme alınan yazılar değildir. Çünkü pek çok yazar, baştan sona doğru yazmayı pek de tercih etmez. Bu noktada basamaklamak demek, yazının ilk kısmından son kısmına dek ne şekilde organize edildiğini belirten bölümleri sırasıyla kaleme almayı gerçekleştirmek demek değildir –fakat bir tercih olarak elbette bu şekilde de yazılabilir. Ancak yazmaya başlarken, yazının öngörülen bölümlerinin takip ettiği sırayı takip etmek zorunda değilizdir. Bu konuda oldukça özgür ve kişisel bir sıralama yapmak çok daha elverişlidir aksine. Yani, bir yazının önce son bölümünü, sonra aralardaki bir bölümü ve belki de en son ilk bölümünü kaleme alabilirsiniz –ya da kendinizce çok daha farklı sıralamalar yapabilirsiniz. İşte bu kaleme alma sıranızı belirlemek basamaklama yöntemini kullanmak demektir. Bu yöntem, pek çok yazma eylemi için işinizi kolaylaştırma noktasında çok katkı sağlayacaktır. Çünkü bu yöntem sayesinde, zihninizde daha net olarak beliren bölümleri daha önceden kaleme almanız, zihninizde daha az şekillenmiş olan diğer bölümleri kaleme alırken yaşayacağınız zorlukları önemli ölçüde azaltmaya yardımcı olacaktır.

Eklemleyerek Yazmak… Bu yöntemde metin ağırlık merkezinden hareketle kaleme alınmaya başlanır –yani konuya ilişkin en parlak fikrinizi kaleme alarak. Daha sonra başlanan bu yere, yeni bir şey eklemlenir. Ve bu eklemlemeler yazı tümüyle tamamlanıncaya dek sürdürülür. Esasen, basamaklayarak yazmaya göre, çok daha zor yöntemdir –fakat şayet başarılabilirse ortaya çok daha yoğun bir metnin çıkmasın sağlar. Bu yöntemde ağırlık merkezine eklemlenecek her yeni ifade, metnin dengesini bozmaması gereken bir ifade olmalıdır. Bununla birlikte, pek çok parlak yazarın ya da filozofun böyle bir yöntemi kullandığını belirtmek de gerekir. Sözgelimi…[12] Ancak bu yöntemin felsefeden çok edebiyat eserleri için daha verimli olduğu da açıktır. Çünkü en parlak fikrinizi sürekli olarak ağırlık merkezinde tutmaya çalışırken, metninizi heterojen bir bütünlük yerine homojen bir bütünlüğe dönüştürebilirsiniz ki, bu durumun bir felsefe metni için ne tür tehlikeler taşıdığına daha önce değinilmişti. Fakat bir felsefe metnini bir bütün olarak bu yöntemle yazmak yerine, metnin her bir bölümünü bu şekilde yazmak da tercih edilebilir elbette. Ki bu şekilde kullanıldığında metnin kaleme alınmasında bu yöntem de pek çok kolaylık sağlayabilir diye düşünüyorum.



[1] Bu yüzden bu kolay olanı ıskalamamak çok büyük önem taşır. Çünkü konuyu ıskalamak yaptığınız okumayı çok sorunlu bir hale getirir.

[2] Burada yapılan şeyin bir benzetme olduğunu ıskalamamak gerekiyor –nitekim bu metni yeniden düzenlerken vaktinde çok da iyi bir benzetme motifi kuramadığımı yıllar sonra anlayabiliyorum ancak. Bununla birlikte benzetme amaçladığı esas açısından tümüyle doğrudur, fakat amacını aşması durumunda –ki benzetmeler hemen her aceleci zihinde amacını süratle aşar– binlerce sayıda yazılmış olan “Felsefeye Giriş” kitaplarının başlığındaki gibi aptalca bir anlaşılma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Bu noktada özellikle belirtmeliyim ki, çıkışı olmayan bir şeye ilişkin girişten söz etme durumu bu benzetmede hiçbir şekilde kastedilmemektedir! Bir başka ifadeyle felsefeye girilmez, felsefeye başlanır!

[3] Bir metni bütün olarak anlamaya çalışmak ve bu yönde çabalamak önemlidir, fakat bir metni bütün olarak anlayacağınızı zannetmek bir tür ahmaklıktır.

[4] Belirli bir yönlendirmede bulunmamak için bu metindeki tüm örnekler kasıtlı olarak çıkarılmıştır.

[5] 4. notta belirtilen açıklamaya bakınız.

[6] Burada saydığım hususlar, hem kendi adıma karşılaştığım durumları, hem de felsefe alanındaki önemli pedagogların belirttiği genel hatalara ilişkin kısa bir özettir. Bu özetin tarafınızca geliştirilmesinin verimli bir çalışma olacağını düşünüyorum –ki bu atölye çalışmamız açısından da önemli bir kazanım olacaktır.

[7] 4. notta belirtilen açıklamaya bakınız.

[8] 4. notta belirtilen açıklamaya bakınız.

[9] Burada bir atölye için şöyle bir durumun yaşanması en kötüsüdür kuşkusuz: Sizin “Bence”lerinize muhataplarınızın verdiği diğer “Bence”ler… Dikkat ediniz, bir felsefe atölyesi ve esasen her tür atölye çalışması, insanların birbirleriyle kişisel fikirlerini sakınımlı ve kibar bir şekilde paylaşma üzerine kurulu bir sohbet ortamı değildir –ve asla olmamalıdır da. Sohbet ve birlikte düşünmek ile değerlendirmek arasındaki farkı asla unutmayınız. 

[10] Burada ünlü filozofların en ünlü tezlerini kendinize örnek alabilirsiniz. Ben yine 4. notta belirtilen açıklamadan dolayı buradaki örnekleri çıkarmayı uygun buluyorum.

[11] Daha önce üzerinde durduğum “öncelik” ve “önem” ayrımını hatırlayınız.

[12] 4. notta belirtilen açıklamaya bakınız.