Ethos, Pathos, Logos Üçgeni

Felsefenin Bir Ürünü Olarak Eğitim söyleşi dizisinin Ethos, Pathos, Logos Üçgeni başlıklı beşinci oturumuna konuşmacı olarak Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümünden Prof. Dr. Kaan H. Ökten ve Maltepe Üniversitesi Felsefe Bölümünden Prof. Dr. Sevgi İyi katılmışlardır. 17 Şubat 2018’de gerçekleştirilen söyleşi Çankaya Belediyesi Yaşar Kemal Konferans Salonunda düzenlenmiştir.

Ethos, Pathos, Logos Üçgeni

Söyleşide konuklara şu sorular yöneltilmiştir:

Soru 1

Aristoteles’in Retorik adlı eserinden hareketle pedagojiye uyarlanan ethos, pathos ve logos kavramları[1], bu uyarlama içinde bilhassa bir öğretmenin taşıması gereken üç nitelik olarak öne sürülür. Bu uyarlamada bir “retor” olarak ele alınan öğretmen; öğrenciler üzerinde etkileyici, ikna edici[2] olabilmek için ethos’a, heyecan uyandırabilmek için pathos’a, ders içeriğini argümante edebilmek için de logos’a sahip olması gerekendir.

Bilindiği gibi Aristoteles’in sözü edilen eserinde ethos’un pathos’a, pathos’un da logos’a olan bir önceliği ve üstünlüğü söz konusudur[3]. Bununla birlikte felsefe söz konusu olduğunda filozof bu önem sırası ve üstünlüğü tam ters bir şekilde değerlendirir. Çünkü doğru bilgi[4] için belirleyici referans noktası logos’tur. Bu sebepten Aristoteles’e göre felsefe kökenli bir retorikten kaçınmak gerektiği gibi, retoriğe dayalı bir bilgi arayışına da çıkmamak gerekir[5].

Bu noktada ilk olarak şu konudaki görüşlerinizi alarak başlamak istiyoruz söyleşimize. Aristoteles’in felsefe ve eğitim arasında kurduğu güçlü bağa ve retorikle felsefeyi birbiriyle ilişkilendirmeme tavrına rağmen retorikten pedagojiye uyarlanan bu kavramlar, eğitim için sağlıklı bir yaklaşım geliştirme olanağı sunabilirler mi bizlere?

Soru 2

Günümüzde her ne kadar, eleştirellik, sorgulayıcılık gibi etmenler sıklıkla vurgulansa da hemen her bakımdan “bilgi”nin esas ve öncelikli olarak konumlandırıldığı ve buna karşı düşünmenin sadece “bilgi”ye hizmet eden bir konuma itildiği eğitim anlayışlarıyla kuşatılmış durumdayız. Bir başka ifadeyle, düşünmenin yerine “bilgi”nin ikame edildiği eğitim anlayışları kaplamış durumda etrafımızı. Nitekim başta üniversiteler olmak üzere tüm eğitim kurumlarının kendilerini “bilgi” üzerinden tanımladıkları bir çağda yaşıyoruz artık. Yani düşünmenin ve sorgulamanın eğitimden giderek uzaklaştırıldığı günleri yaşıyoruz[6].

Sorumuz şu: Böyle bir gerçeklik içinde 21. yüzyıl insanları olarak felsefenin bir ürünü olan eğitimin önemini, felsefenin sınırları dâhilinde yeniden ne şekilde ele almamız gerekiyor sizce; ya da çağımızda sıklıkla epistemolojik bir zemin üzerine şekillenen eğitimi, ontolojik bir zeminde yeniden okuma olanaklarımız mümkün müdür halen? Bu okumaları nasıl yapabiliriz? Ya da böyle bir okuma yapmalı mıyız?

Soru 3

Bu söyleşi dizisinde son sorularımızı Türkiye özelinde yöneltiyoruz. Ülkemizde eğitim ve felsefe ilişkisi düşünüldüğünde zihinleri öncelikle, nasıl bir ontolojik ve epistemelojik zemin?, nasıl bir metodoloji? soruları yerine nasıl bir ideoloji?, nasıl bir felsefi gelenek? gibi sorular meşgul ediyor. Yani yaygın olan, felsefenin bir “dünya görüşü” olarak anlaşılması, anlaşılmaya çalışılması.  Bu anlayış eğitimciler arasında da neredeyse kemikleşmiş durumda ve pek de sorgulamaya tabii tutulmuyor gibi görünüyor.

Son sorumuz şu: Pek çok filozof tarafından ontolojik bir zorunluluk olarak tanıtlanmaya çabalanan eğitimin[7], ülkemizde de kullanımda olan “istendik davranış değişiklikleri” şeklinde bir zemin üzerinde ısrarla bir dünya görüşü üzerinden kavranmaya çalışılmasının önüne geçebilmek için Türkiye özelinde neler yapabiliriz sizce? Bu konuda daha çok önerilerinizi dinlemek istiyoruz.


[1] Etkinliğin genel dinleyici kitlesine yönelik olması nedeniyle bu üç kavrama ilişkin kısa bir açıklama söyleşi başlangıcında moderatör tarafından yapılacak olup felsefe terminolojisi içinde çok geniş bir anlam içeriğine sahip olan bu kavramların bilhassa pedagojik kullanımları üzerinde durulmaya çalışılacaktır.

[2] Bazı Türkçe çevirilerde olasılıkla Platon’un Gorgias diyalogundaki kullanımı da gözetilerek inandırmak, kandırmak, aldatmak vb şeklinde de çevrilen πιστεις (pisteis) kavramına ilişkin bizler  “ikna” çevirisini tercih ettik. Bildiğimiz kadarıyla felsefe tarihinde ilk olarak Platon’un Gorgias diyalogunda karşımıza çıkan retorik kavramı, bu diyalogda Gorgias tarafından “sözle ikna etme kudreti” olarak tanımlanıyor. bkz: Platon; Gorgias 452e…

[3] Aristoteles; Retorik, 1356a ve devamı…

[4] Bilgi kavramına ikinci soruda ayrıca değinilecektir.

[5] Filozof ilgili eserine doğrudan bu noktaya işaret ederek başlıyor: “Retorik (…) genel bilgi alanına giren, belli bir bilime ait olmayan şeylerle ilgilidir. Aristoteles; Retorik, 1354a… Vurgu bize ait…

[6] Soru metnini hazırlayan kişinin ifadeleri açık bir şekilde Heidegger’e gönderme yapıyor kanaatindeyim. Sözgelimi, filozofun adlı 1951-2 kış dönemi ders notlarını içeren Düşünmek Ne Demektir? adlı metni, “Düşünmenin ne demek olduğunu ancak, bizzat kendimiz düşünürsek anlayabiliriz. Böylesine bir çabanın muvaffakıyeti, düşünmeyi öğrenmek için hazır olmamızı gerektirir. Ne ki, bu öğrenmeye yanaşmamızla birlikte, henüz düşünmeye muktedir olamadığımızı da itiraf etmiş oluruz.” ifadeleriyle başlıyor (s.1)… Yine aynı metinde filozof “Kendisini en fazla düşünülmesi gereken olarak sunan en kaygı verici şey, bizim hâlâ düşünmememizdir.” İddiası üzerinde yoğunlaşıyor. (s. 5 haricen bu ifade s.2, s. 4, s. 17, s.19 vd gibi metnin pek çok yerinde tekrar tekrar kullanılmaktadır. Heidegger, Martin; Düşünmek Ne Demektir? çev. Rıdvan Şentürk, Paradigma yay. İstanbul 2013 s. 5 –moderatörün notu–

[7] Burada etkinlik dizimiz içinde daha önceki oturumlarımızda ele aldığımız Platon’un ünlü mağara alegorisinden itibaren neredeyse felsefe tarihindeki pek çok filozofu kastediyoruz. Yakın zamanlarda ise, Heidegger ve Derrida gibi filozofların da bu hususa odaklanan birçok metninden söz edilebilir kanaatindeyiz.


Ethos, Pathos, Logos Üçgeni

Etkinlik Künyesi

Düzenleyenler

  • Felsefe Kültür Sanat Derneği
  • Çankaya Belediyesi

Konuşmacılar

  • Prof. Dr. Kaan H. Ökten | Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi
  • Prof. Dr. Sevgi İyi | Maltepe Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Tarih ve Saat

  • 17 Şubat 2018 Cumartesi | 14.00

Adres

  • Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi | Yaşar Kemal Konferans Salonu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.