Bilgiyle Paylaşmak

Felsefenin Bir Ürünü Olarak Eğitim söyleşi dizisinin Bilgiyle Paylaşmak: Öğretmen Olmak başlıklı dördüncü oturumuna konuşmacı olarak Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümünden Prof. Dr. Kubilay Aysevener ve Gazi Üniversitesi Felsefe Bölümünden Prof. Dr. Veli Urhan katılmışlardır. 20 Ocak 2018’de gerçekleştirilen söyleşi Çankaya Belediyesi Yaşar Kemal Konferans Salonunda düzenlenmiştir.

Bilgiyle Paylaşmak: Öğretmen Olmak

Söyleşide konuklara şu sorular yöneltilmiştir:

Soru 1

Günümüzde öğretmeni bir “bilen insan” olarak niteleyen geleneksel yaklaşımlara karşı gerek bir öğretmenin, gerekse herhangi bir insanın hiçbir koşulda bir “bilen insan” olamayacağı kanaatinden hareketle, genel olarak eğitime, özel olarak da öğretmenlik mesleğine yönelik birçok eleştiri yöneltilmekte. Bu eleştirilerde genellikle; öğretmenlerin “bilen ve bildiğini öğreten insan” olmaktan çıkıp “bilmeye, öğrenmeye yardımcı olan”, “bilme, öğrenme ortağı olan” bir insana dönüşmesi gerektiğinden söz ediliyor.

Bu noktada söyleşimize bu konuya ilişkin düşüncelerinizi alarak başlamak istiyoruz. Geleneksel öğretmenlik anlayışı ve bu anlayışa yönelik eleştirileri göz önüne aldığınızda, size göre bir insanın öğrenme süreci içinde, öğrendiği şeyin bilgiselliğiyle ilişkisi ve öğretmenin bu süreçteki etkisi nedir?

Soru 2

Tarihte Fransız Devrimi’ni takip eden süreçle birlikte, bilhassa da zorunlu eğitimin yaygınlaşmaya başladığı 19. yüzyıldan itibaren öğretmenliğin bir meslek olarak kabul edilmeye başlandığını görüyoruz. Nitekim ilk öğretmen yetiştiren okullar da bu dönemlerde ortaya çıkıyor[1]. Yani Fransız Devrimi’yle birlikte eğitimde öğretmen-öğrenci ikilisine daha önceleri çoğunlukla müdahil olan dini kurumların yerini artık devlet kurumu almaya başlıyor[2].

Bu sorumuz bu süreçle ilgili. Devletin eğitime olan bu müdahalesi öğretmenlik mesleği özelinde sizce nasıl bir dönüşüm yaratmıştır? Bu dönüşüm bazı filozofların, sözgelimi Foucault’nun öne sürdüğü gibi, öğretmenleri devletin mevcut varoluş biçimini meşrulaştıran birer görevli konumuna iterek, iktidarın belirlediği güç ilişkilerini koruma ve sürdürme idealiyle körleşen birer profesyonele mi dönüşmüştür[3]; yoksa bu dönüşüm bilhassa bilimsellik söylemlerini esas alan pek çok aydınlanma filozofunun öne sürdüğü gibi, öğretmeni dini kurumların baskısından kurtararak, ona laik bir özerklik mi sunmuştur? Eğitimin 21. yüzyıldaki aldığı şekillenişler bakımından bu dönüşümü nasıl okuyorsunuz?

Soru 3

Bu sorumuzda, ilk iki soruya paralel olarak öğretmenlerin bir aktör olarak eğitim içindeki işlevine yönelik görüşlerinizi dinlemek istiyoruz.

Sizce öğretmenler, öğrencileri pek bildik bir geleceğin yaşayıcıları olarak hazırlayan, yani Pink Floyd’un ünlü şarkısında dillendirildiği gibi “duvardaki bir tuğla[4]” olarak öğrencileri de özgürlüklerinden mahrum edip duvardaki birer tuğlaya dönüştüren bir aktör müdür ve bu yüzden eğitimin içinden derhal çıkarılması gereken bir aktör müdür? Yoksa hemen her eğitimbilimcinin ısrarla öne sürdüğü gibi, öğretmenler öğrencileri özgürleştirme işlevi gören, bu yüzden de eğitimin her durumda en vazgeçilmez aktörü müdür?

Soru 4

Bu söyleşilerimizde son sorularımızı Türkiye özelindeki konulara değinerek tamamlıyoruz.

Türkiye’de eğitimle ilgili yapılan çalışmalarda ya da kullanımda olan kaynaklarda felsefeden oldukça uzak bir terminolojiyle karşı karşıya geliyoruz. Öyle ki bu alanda en baskın terimler doğrudan iktisattan alınıyor. Dahası Türkiye’de eğitim dendiğinde zihinlerimizi dolduran kavramların büyük çoğunluğu da okula ilişkin terimlerden oluşuyor[5]. Bu da konuya ilişkin yapılan çalışmaların teori ve pratikte basmakalıp sonuçlar vermesine sebep veriyor. Sözgelimi ülkemizde öğretmenlere ilişkin gündemi en çok meşgul eden konu, öğretmen atamaları şeklinde kendini gösteriyor.Burada sadece nicel verilere bakılarak ne kadar öğretmen eksiğinin olduğundan söz ediliyor hep, fakat öğretmenlerin nitelikleri hemen hiç tartışma konusu edilmiyor.  

Bu noktada son olarak görüşlerinizi almak istediğimiz konu şu: Türkiye’de öğretmenlerin ve eğitimin nitelikli olabilmesi adına neler yapabilir? Daha özelinde de felsefe akademisyenlerinin bu konudaki işlevleri ne olmalıdır?


[1] Sözgelimi Türkiye özelinde ilk öğretmen yetiştiren meslek okulu 1848’te Darülmuallimin adıyla kurulmuştur.  1850’de bu kurumun başına getirilen Ahmet Cevdet Efendi’nin hazırladığı nizamnamede,  öğrencilerin bu okullara sınavla kabul edilmesi, sınıf mevcutlarının az tutulması, öğrencilerin müstakbel mesleklerine iyi bir şekilde odaklanabilmeleri noktasında başka bir şeyle meşgul olmamaları için maaş alması, dahası aynı motivasyonla mezun olduktan sonra öğretmenlik yapmak istemeyenlerin diplomalarının geri alınması gibi ilginç hususlar vardır. Bununla birlikte 1860’a kadar rüştiye öğretmenleri bu kurumlardan mezun olanlar arasından seçilirken, bu yıldan sonra bu kurum mezunları dışında da öğretmen atamaları yapılmaya başlanmıştır.

[2] Denebilir ki, tarihin hemen hiçbir döneminde öğretmen-öğrenci ikilisi eğitimde baş başa bırakılan iki aktör olamamıştır. Ancak dini kurumların üçüncü bir aktör olarak bulunduğu eski eğitim kurumlarında, eğitim her yurttaş için bir zorunluluk değil, belirli yurttaşlar için bir ayrıcalık olarak iş görüyordu; dini kurumların yerini devletin alması sonrasında ise eğitim bir ayrıcalık değil askeriye, sağlık, siyaset vb kurumlar gibi devletin vazgeçilmez bir bileşeni olarak iş görmeye başlamıştır.  

[3] Michel Foucault’un hemen her eserinde bu konuya ilişkin yaklaşımlarını görmenin mümkün olduğu kanaatinde olduğumuz ve Türkçede de filozofun birçok eserinin çevirisinin yapılmasından dolayı, burada bu örneğimize ilişkin spesifik bir referans göstermemeyi tercih ettik.

[4] Sözü edilen şarkı: Another Brick In The Wall.

[5] Sözgelimi, eğitimle ya da bir bilginin paylaşımıyla (çoklukla da kullanımıyla) ilgili yapılan çalışmaların başlıkları bile “kalite yönetimi”, “risk yönetimi”, “stratejik yönetim” gibi ifadeler içeriyor.


Bilgiyle Paylaşmak: Öğretmen Olmak

Etkinlik Künyesi

Düzenleyenler

  • Felsefe Kültür Sanat Derneği
  • Çankaya Belediyesi

Konuşmacılar

  • Prof. Dr. Kubilay Aysevener | Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi
  • Prof. Dr. Veli Urhan | Gazi Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Tarih ve Saat

  • 20 Ocak 2018 Cumartesi | 14.00

Adres

  • Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi | Yaşar Kemal Konferans Salonu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.